Fethiye Babadağ Yamaç Paraşütü

Babadağ ‘da yamaç paraşütü Hikayesi yaklaşık yirmi yıl önce başladı. Ablam ,ben ve bir arkadaşımız yaklaşık yirmi yıl önce yaz tatili için Fethiye’ye gitmiştik. Ölüdeniz’ i ile, Saklıkent’i ile, Kelebekler Vadisi ile, Kral mezarları ile, Kaya köyü  ile, Tlos Antik Köyü ile, Likya yolu ile ünlü olan Fethiye… hikayemin başladığı, yamaç paraşütü yapmak için Babadağ’ına çıkmayı kafama koyduğum Fethiye..

Fethiye’ye gelenlere yamaç paraşütünü tanıtmak, gökyüzünde süzülme fırsatını vermek amacıyla otellere giden paraşütçüler vardı. Bizim kaldığımız otele de gelmişlerdi. O zamanlar gencim… İçimdeki çocuk kıpır kıpır… denize her gittiğimde Babadağ’ından atlayan paraşütçüleri gördüğümde zaten yerinde duramayan ben ,bir de paraşütçülerin ağzından ballandıra ballandıra anlatılanları dinleyince iyice kendimden geçtim… Yamaç paraşütü yapmak istediğimi ablama söyledim. “kesinlikle izin vermem. Başıma iş çıkarma “Otur oturduğun yerde” dedi. Ablam izin vermeyince, gökyüzünde süzülme keyfini yaşayamadan tatilin sonuna geldik.

Aradan yıllar geçti. İki yıl önce katıldığım Likya-Akdeniz turunda iki arkadaş yamaç paraşütü ile atlayınca içimden bir şeyler koptu. Biraz pahalı olduğu için gökyüzünde kuşlar gibi özgürce süzülme fırsatını yine kaçırdım. Artık halimi siz düşünün… Ama geçen yaz..

Geçen yaz sırf paraşütle atlayabilmek için aynı geziye tekrar katıldım. Yola çıkmadan önce rehberimiz katılmak istediğimiz etkinlikleri sordu. Durur muyum hiç? Hemen adımı yazdırdım. İçim yine kıpır kıpır… Sevinçle karışık korku da var bu sefer… Gezinin ilk günü Fethiye’deyiz. Rehberimiz benim için randevu almış. Yoğunluk olduğu için randevulu gitmek de yarar var..

Randevu saati yaklaştıkça kalbim yerinden fırlayacakmış gibi hissetmeye başladım. Rehber beni randevu aldığı firmaya teslim ettikten sonra gurubun başına döndü. Koca gurupta aklını peynir ekmekle yiyen bir tek ben çıktım😊 yazıhanede sıramın gelmesini beklerken paraşütle süzülenleri, yere inenleri izlemeye başladım. Bir yandan onları izliyordum bir yandan da yukardan manzara nasıl görünüyor diye düşünüyordum o heyecan arasında… Derken yaklaşık altı yedi kişi geldi. Meğer bize eşlik eden hocalarmış. Benimle birlikte yazıhanede bekleyen birkaç kişi daha vardı. Bizi  bir okul servisine bindirdiler. Arabanın arkasına paraşütleri koydular. Arabayla Babadağ’ına çıkmaya başladık.

Yol yaklaşık yarım saat sürdü. Ağaç türünden çok anlamam ama sanırım çam ve sedir ağaçlarının arasında yılan gibi kıvrılan yoldan aşağı bakıp enfes manzarayı izlemeye başladım. Ben manzarayı izlerken hocalar arasında bir kıpırdanma başladı. Hepsi kendi adını söyledi. Sonra birisi elinde basit bir çarkı felekle gelip herkese kiminle atlayacağının kurasını çektirdi. Yani paraşütte bize eşlik edecek olan hocalar belirlendi.

Babadağ’da üç pist var. Biz ikinci piste indik. Etrafta başka firmalarla gelen paraşütçüler ve onların yolcuları var. Herkes sıra bekliyor. Pist biraz dik ve beton kaplı. Bana eşlik eden hocam paraşütü ve beni hazırladıktan sonra kendi hazırlanmaya başladı. Güvenlik için kasklarımızı taktı.  Bir yandan da ilk etapta nelere dikkat etmem gerektiğini anlattı. Biraz korktuğumu fark edince güven verici şekilde konuştu. Uçmaktan korkmadığımı sadece uçurumun kenarına geldiğim zaman ayağımın boşluğa düşmesinden korktuğumu söyledim. Güldü ve “ sadece söylediğimi yap. Kafana Bir şey takma. Rahat ol, uçmanın keyfini çıkarmaya bak ”dedi”. Pistin yarısından itibaren hızlıca koşar adımlarla yürümeye başla, ben otur demeden sakın oturma “ dedi. “dönülmez akşamın ufkundayım, vakit çok geç “ şarkısının tam zamanı dedim içimden. Hocamın komutuyla koşar adımlarla yürüdüm, yürüdüm..bi ara bana ne yaptığımı sordu. Koşar adımla yürüdüğümü söyledim. Güldü ..”etrafına bak uçtuğunun farkında değil misin ?”dedi . Heyecandan ayaklarımın yerden ne zaman kesildiğini bile fark etmemiştim.  Rüzgar bizi havalandırmış, ayaklarımı yerden kesmiş ve kuşlar gibi havada süzülmemi sağlamıştı.

Havada süzülürken artık yerime oturup, Ölüdeniz manzarasının keyfini çıkarmaya başladım. Yaklaşık kırk dakika süren uçuş boyunca hocam bir yandan fotoğraf çekti, bir yandan bana Ölüdeniz ‘i anlattı. Bir ara bana paraşütün iplerini teslim etti. Ne yapmam gerektiğini anlattı. İpler benim elimde artık. Sağa eğilmek istersem sağdakini, sola eğilmek istersem soldakini çektim. İnişe doğru yaklaştıkça denizdeki kaplumbağaları bile gördüm.

Hocam ipleri aldı ve inişe geçmeye başladık. Belce kız plajında yazıhanenin tam önündeki piste indik. Tabi yine hocamın inerken yapmamı istediklerini yaparak güvenli bir şekilde indik. Ayaklarımda da spor ayakkabıları olduğu için çok rahattım.

Carpe diem ben… yaşamın  her anın keyfini çıkarmaya çalışan ben… ”yapmadığın bir bu kalmıştı, onu da yaptın “ dediklerinde “ne yapayım? Allah akıl fikir dağıtırken ben uçuyordum” cevabını veren ben…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

7 + 1 =