Yoğun çalışma sezonun ardından ofisten üç kız, kış boyunca hayalini kurduğumuz ada tatili için rotamızı Midilliye çevirdik. Yolculuğumuz İstanbul’dan başladı. Akçay’da bir günlük dinlenme molası verdikten sonra sabah erken saate Ayvalık’a gittik. Feribot biletleri gidiş-dönüş olarak önceden aldığımız için bilet sıkıntımız olmadı. Gümrük işlemlerinden sonra hemen vapurdaki yerimizi aldık. Vapur yolculuğumuz beklediğimizden daha kısa sürdü. Fakat bizi bekleyen minik bir sürpriz vardı. Ben ehliyetimi unutmuşum ve adayı arabasız gezmek mümkün değildi.?

Neyse dedik, hiçbir şey moralimizi bozamaz. O da ne iner inmez bir kalabalık. Gittiğimiz gün Ayvalık pazarının olmasından dolayı ve Midillili ada halkı daha ucuz olduğu için günübirlik alışveriş yapmaya gittikleri için Pasaport Kontrol inanılmaz yoğundu.2 saat sonra kontrolden çıktık ve otobüs durağını bulmak için gezinmeye başladık.

Şöyle bir sahne hayal edin 50’lerden kalma otobüsler, bunların burada ne işi var gibi bakan yaşlı ada halkı ve gezmeye gelmiş üç turist kız. Zar zor anlaşarak 3 tane bilet aldıktan sonra yolculuğumuz başlıyor. Yol boyunca kartpostallık manzaraları izleyerek, minik kasabaların içerisinden geçerek konaklayacağımız otelin hayalini kuruyoruz. Derken bir mail geliyor ve rezervasyonumuzun iptal edildiğini öğreniyoruz. Nasıl olur derken merkeze yakın manzarası mükemmel bir daireyi otelin yarı fiyatına kiralıyoruz. Aşağıdaki güzel manzara evimizin balkonundan çekilmiştir. ?

Öğlen acıkınca çok gezmeden  sahil kenarındaki  Plataneli’de basit yemeklerimizi yiyip biramızı içiyoruz. Yediklerimizden tatmin olup, meydan da dolaşıp, hızlıca evimize geçip balkonda manzaranın tadını çıkarıyoruz. Öğleden sonra merkeze yakın olan küçük sahilde denize giriyoruz. Bizim dışımızda 3-4 kişi daha var. Biraz yüzdükten sonra huzurun tadını çıkarıyoruz.

 

Akşam yine sahil boyunca yer alan tavernalardan Seven Sea’s oturuyoruz. Tıka basa yiyip, içkilerimizi içip kişi başı 10 euro veriyoruz. Temiz havanın ve erken kalkmanın verdiği yorgunlukla erkenden uyuyoruz. 

İkinci gün, sabah erkenden kalkıp güzel bir kahvaltı yaptıktan sonra Barbayani uzo müzesine doğru yürüyüşe geçiyoruz. Müze dediğime bakmayın aynı zamanda üretim devam ediyor. Barbayani’nin ilk üretildiği yerde hala hiçbir kimyasal ve şeker kullanmadan yapıldığını dinleyip aynı zamanda üretim sürecini görmek bizim gibi Uzo severlerin çok ilgisini çekti. Çalışanlardan tipik akdeniz insanı samimi ve sohbeti seven insanlar. Sohbetimiz sırasında öğrendiğim ve size aktarmak istediğim bir diğer bilgi ise; Uzo ya da rakıya buz koymamız gerektiğini çünkü buz içkiyi kristalize ederek tadının ve görüntüsünün değişmesine yol açarmış. ?

Gezi bittikten sonra Uzo tadımı yapmak ve satın almak mümkün. 4 çeşidi bulunmakta. En yüksek alkol oranı olan Aphrodite. Geleneksel yöntemlere göre üretilen Evzon, yeşil ve mavide diğerleri. Çok fazla tat farkı bulunmasa da ben maviciyim. Hediyelik Uzolarımızı aldıktan sonra, akşam yemek için mekan önerisi istiyoruz. Taverna Maria’yı öneriyorlar, not edip sonra dönüş yoluna geçiyoruz. Yürürken gördüğümüz koylardan birini gözümüze kestirip denize giriyoruz. Akşam ile öğle yemeğini birleştirerek tavsiyeye uyarak Taverna Maria’ya gitmeye karar veriyoruz. Meydandaki taksilerden birine atlıyoruz ve 5 dakika sonra oradayız.

Şimdi sizden biraz hayal gücünüzü kullanmanızı isteyeceğim, denize sıfır, salaş, samimi bir yer ve gelen her yemek çok lezzetli ve taze bir de yanına mavi Barbayanni…İşte böyle güzel bir yer Taverna Maria. Güneşin batışı ayrıca keyifli.

Akşam ise Plomarinin asıl meydanını keşfediyoruz: Platanos. Her Cumaları çınarın altına ada halkı toplanıyorlar ve saat 9’dan 1!e kadar canlı müzik ile genci/yaşlısı dans edip eğleniyorlar.  Biz aç olmadığımız için Bar Mezen’de oturduk, ama meydan da çok hoş tavernalarda var bilginize. Bizim oturduğumuz yer, şarap evi diye geçiyor ama yeme-içme anlamında herşey bulabilirsiniz. Bir sonraki sabah kahvelerini de dene şansı bulduk, o konuda da başarı olduklarını söyleyebilirim. Unutmadan söyleyeyim insanlar saatler öncesinden yerlerini ayırtıyorlar. Plomariye gelirseniz bu ambiyası yaşamanızı şiddetle tavsiye ederim, zaten bir süre sonra şarkılara istem dışı eşlik etmeye başlıyorsunuz. Gece evimize yorgun ama mutlu bir şekilde dönüyoruz.

 

Akşama vapurumuz olduğundan çok mutsuz uyanıyoruz. Sabah erkenden yürüyüşe çıkıp, ardından ara sokaklardan birinde frappemizi denize karşı yudumluyoruz. Merkezde kahvaltımızı yaptıktan sonra evimize yakın sahilde denize giriyoruz. Evimizde manzaranın tadını çıkararak, kahvaltı yaparak geçiriyoruz. Dün gece gittiğimiz Platanos meydanını bir de gündüz gözü ile görelim diyip kahvemizi içiyoruz. 

Arkamızda bu manzarayı bırakarak Plomoriye veda ediyoruz. Midilli’de birkaç saat gezdikten geri dönüş yoluna geçiyoruz. 

 

Plomari bizim için çok özel kalacak. Sizde zamanı durdurmak ve kendinizi dinlemek isterseniz mutlaka bu şirin sahil kasabasını ziyaret edin. 

 

 

Bu yazıyı paylaşın!
Bu yazıyı oylayın!

1
Bir yorum bırak

avatar
1 Konulu yorumlar
0 Yorum cevapları
0 Takipçiler
 
En çok tepki alan yorumlar
En sıcak tartışmalar
1 Yorum yazarları
Özgür Akkaya En yeni yorum yazarları
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
Özgür Akkaya
Yönetici

Hikayenizi severek okudum çok samimi bir anlatım olmuş. Basarilar dilerim.