Yine yollardayım. Bu sefer yolumuz Türkiye’nin güneyindeki eşsiz güzelliklere doğru uzanıyor. Yolculuğumuz Burdur müzesi ile başlıyor. Müze, Türkiye’ deki değişik kültürlere ait arkeolojik kazılardan çıkarılan eserlere ev sahipliği yapmakta ve en zengin müzelerimiz arasında yer almakta.

Müzeyi gezdikten sonra Türkiye’nin  Maldivleri diye adlandırılan son zamanların gözde turistik yerlerinden olan Salda Gölü’ne gidiyoruz.  Burdur’un Yeşilova ilçesinde olan göl karstik bir yapıya sahip. Peki Salda Gölü için neden Türkiye’nin Maldivleri denmiş? Çünkü Masmavi suları ve bembeyaz kumları Maldivler’ i andırıyor. Gölün Maldivler olarak nitelendirilen asıl kısmı Yeşilova’dan birkaç km ilerde bulunuyor. Ancak buraya toplu taşıma araçları gitmiyor. Göle girmek isteyenler için Yeşilova plajının olduğu tarafta kabinler var.Ayrıca birkaç gün kafa dinlemek isteyenler, doğayla baş başa kalmak isteyenler için Yeşilova’da kamp yerleri ve bungalovlar var.

Göle gittiğimiz gün hava biraz bulutluydu. Yine de gelmişken göle girmemek olmaz diye düşündüm. Kendimi gölün berrak sularına bıraktım. İyi yüzme bilmeme rağmen göllerden hep korkarım. Ama burda korkmadan yüzdüm . Yine de çok derine gitmeyip tedbirli oldum. Gölden çıkarken kenarda 30-40 cm boylarında su yılanlarıyla karşılaştım. Ama zarar vermediklerini öğrendim.

Gölün suyu ve kili andıran toprağının cilde iyi geldiğini söylediler. Ben de başkaları gibi yüzüme biraz kil sürdüm. Bu arada gölün yakınlarında kil banyosu yapmak isteyenler için çukurlar var.sadece yüzüme sürmek benim için yeterli.

Sıra geldi asıl Maldivler kısmına. Arabamızla giderken yağmura yakalanıyoruz. Havadan dolayı artık göle giremem diye düşünürken indiğimizde yağmur dinip güneş açıyor. Maldivler manzarasını görünce mest oluyorum. Böyle bir güzellik olur mu? Mavinin ve beyazın buluştuğu plajda fotoğraf çekimi için değişik aksesuaralar getiren insanlarla karşılaşıyorum. Sırf fotoğraf için yapılmış kalbin içinde ben de fotoğraf çektiriyorum. Manzaraya ve fotoğraf çekmeye doyamadan otelimize doğru tekrar yola çıkıyoruz.

Ertesi sabah yol bizi Isparta’nın Kuyucak Köyü’ne götürüyor. Köyde bizi traktörler bekliyor. Bu traktörlerle lavanta tarlalarının içine doğru gideceğimizi öğreniyoruz. Bir otobüs dolusu insan iki traktörün kasasına yerleşiyor. Sizce kasada mıyım? Benim gibi hareketli bir yapıya sahipseniz o traktörü kullanmak istersiniz. Doğal olarak izin vermiyorlar. Çünkü yol engebeli araziden oluşuyor. Yine de yola çıkmadan önce direksiyona geçip arkamda yolcu taşır gibi fotoğraf çektiriyorum. Tabi yolculuğu da kaptanın yanında geçiriyorum.

Traktörde güle oynaya giderken traktörü kullanan arkadaşın sahip olduğu tarlalara geliyoruz. Lavantanın tam zamanında gelseydik aslında çok güzel bir yer. Biz ağustosun ortalarında gitmiştik. Mayıs -temmuz arası lavantanın olduğu zamanlarmış. Biz daha çok kurumuş hallerini görüyoruz. Yine de gezimizi eğlenceli hale getirip lavantalar arasında fotoğraf çekiliyoruz.lavantadan kalanları topluyoruz. Kurumuş hallerinde bile kokusu insanı çarpıyor. Lavantalarımızı topladıktan sonra  güle oynaya geldiğimiz gibi traktörlerle köye dönüyoruz. Köyde bize bir yandan çay kahve ikram ediyorlar. Bir yandan da lavantadan yapılan ürünleri tanıtıp satış yapıyorlar. Kolonyadan tutun dondurmasına varana kadar değişik ürünler yapmışlar ve satışa sunmuşlar. Bütçemize uygun olanları alıp tekrar yola koyuluyoruz.

Sürekli yollardayım..belki bir gün sizinle de yolumuz kesişir. Artık yol nereye götürürse…iyi yolculuklar

Bu yazıyı paylaşın!
Bu yazıyı oylayın!

2
Bir yorum bırak

avatar
2 Konulu yorumlar
0 Yorum cevapları
0 Takipçiler
 
En çok tepki alan yorumlar
En sıcak tartışmalar
2 Yorum yazarları
Dilek bahattinİrenita En yeni yorum yazarları
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
İrenita
Ziyaretçi
İrenita

Yazılarınızı cok Basarılı buluyorum. Bir sonraki yazınızı sabırsızlıkla bekliyorum.

Dilek bahattin
Ziyaretçi
Dilek bahattin

Deneyimlerinizi paylaştığınız için teşekkürler. İlgiyle okuyor, yeni paylaşımlarınızı bekliyoruz…