Herkese yeniden merhaba, bu yazımda size beni en çok heyecanlandıran seyahatlarimden birinden bahsetmek istiyorum.

Uzun zamandır görmediğimiz kız kardeşimizi görmek için diğer kız kardeşimle İtalya’ya yola çıktık.Sabah 6’da Budapeşte Havaalanındaydık. İki saatlik bir yolculuk ardırdan Milano Malpensa Havaalanındaydık sonunda üç kız kardeş yeniden bir araya gelecektik.

Malpensa Havaalanı şehir merkezine yaklaşık olarak bir saat uzaklıkta bulunuyor bu yüzden havaalanının çıkışında bekleyen otobüslerden birine bindik ve merkeze doğru yola çıktık. Şehre gelince ilk iş merkez istasyonuna yakın olan Sforzesca Şatosu’nu gezdik. Bu şato şu anda birçok sanat koleksiyonuna ev sahipliği yapıyormuş. 

 

Diğer kız kardeşimizin gelmesine ve check in saatine biraz daha zamanımız vardı. Bu yüzden biz de şehirde biraz yürüyüp yemek yiyebileceğimiz bir yer bulduk. Her köşede bulabileceğiniz tatlı bir İtalyan restoranıydı ve nihayet gerçek İtalyan lazanyasından yiyebildik. Orada biraz daha kalıp İtalyan mutfağının keyfini biraz daha çıkarmak istesek de artık kavuşma vakti gelmişti. Bu sefer tramvayla otobüslerin durduğu merkez istasyonuna gittik. Milano’da şehir içi ulaşımı tramvayla yapmak gerçekten hem keyifli hem de kolay. Yaklaşık on dakika sonra üç kız kardeş yine bir aradaydık. Artık bol bol gezme, fotoğraf çekme zamanıydı ama önce otele gidip eşyalarımızı bırakmalıydık. 

    

Kısa bir dinlenmeden sonra ilk durağımız Duomo Katedrali oldu. Duomo’nun öyle bir atmosferi var ki gerçekten modanın ve mimarinin kalbinde olduğunuzu hissedebiliyorsunuz. Çevresinde konumlanan ünlü mağazalar ve şık restoranlar onu biraz daha büyülüyor sanki. Sokakların her tarafında müzik yapan müzisyenler, moda çekimi yapan modeller ve fotoğrafçılar arasından istemeyerek de olsa ayrıldık ve bu sefer hemen yakınındaki lüks mağazaların kalbi olan camla kaplı göz kamaştırıcı derecede görkemli Galleria Vittorio Emanuele’ye gittik. Orada da biraz gezdikten sonra ne kadar çok yorulduğumuzu farkedip otele döndük. İlk gecemizde otele yakın küçük bir restorantta İtalyan pizzası yedik ve çevredeki sokaklarda kısa bir akşam yürüyüşü yaptık. 

    

O gün erken uyuduk çünkü ertesi gün bizi çok heyecanlandıran yere romantizmin şehri Verona’ya gidecektik.

Ertesi gün kalkıp yine tramvayla Merkez İstasyonuna gittik.(Verona’ya ortalama 15-20 dakikada bir tren bulabiliyorsunuz ve bilet fiyatları saate göre 13-26 euro arasında değişiklik gösteriyor.) Trenimiz saat 11.25’teydi ve yaklaşık iki saat sonra Verona’daydık. Tren istasyonundan şehrin merkezine otobüsle gittik ve önce Verona Arenası’nın yakınında yemek yedik. Bu arena İtalya’nın en büyük üçüncü arenasıymış ve her yaz Arena di Verona adındaki opera festivaline ev sahipliği yapıyormuş.

Yemeğimizi yedikten sonra şehri gezmeye başladık. Ama tabii ki hedefimiz Casa di Giulietta’ya gitmekti. Oraya giderken yoldaki mağazaları gezdik ve biraz da alışveriş yaptık daha sonra yola devam ettik. Üç kız kardeş hayatımızın aşkını bulma ve hayatımıza şans getirme efsanesine uyarak Juliet heykeline dokunmayı ve duvara sakız yapıştırmayı da ihmal etmedik. Casa di Giulietta gerçekten çok romantikti.Girişteki duvarlar isimlerle, kilitlerle,resimlerle ve biletlerle doluydu. Bambaşka insanların hikayesini paylaştığı bir yerdi aslında orası.Buranın benim için özel olmasının sebeplerinden biri de küçükken Shakespeare’in hikayelerini okuyarak tiyatroya ilgi duymaya başlamamdı.

    

 

    

 

Casa di Giulietta’dan sonra ise Adige Nehri’ne doğru yürüdük. Gün batımında nehrin kıyısında gezindik ve bu güzel şehrin iyice tadını çıkardık. Çok geç olmadan Milano’ya doğru yola çıktık üzülerek de olsa, çünkü o gece son gecemizdi. Yaklaşık 2 saatlik tren yolculuğundan sonra aslında ne kadar yorulduğumuzu fark etsek de iyice özlem gidermek ve birlikte zaman geçirmek için bir şeyler içmeye ve eğlenmeye gittik. Böylece Milano’nun gece hayatının da ne kadar güzel olduğunu görmüş olduk. 

Son günümüze ise güzel bir kahvaltı yaparak başladıktan sonra biraz mesaj veren bir noktaya gittik yani orta parmak heykeline, bu heykel bankamatik kamuculuğuna karşı Milano’daki borsa binasının önüne yerleştirilmiş.

    

Son olarak havaalanına gitmemize saatler kala son bir kez daha Duomo’ya gittik ve o büyülü mimariye tekrar bakabildik. Üç günün sonunda artık veda vakti gelmişti. Şehirde, kısa bir yürüyüş daha yapıp havaalanına giden otobüse bindik, dört ay sonra tekrar görüşmek üzere kız kardeşimize ve İtalya’ya veda edip Budapeşte yoluna koyulduk. 

 

 

Bu yazıyı paylaşın!
Bu yazıyı oylayın!

Bir yorum bırak

avatar
  Abone ol  
Bildir