Geçen Eylül ayında işten ayrıldıktan sonra bir gece de olsa kamp yeri arayışlarına başlamıştım. Yakın mesafede şehir dışında neresi olur derken Kocaeli’nde ama merkezine uzak olan Kuzuyayla Milli Park‘ı bulduğumda oraya gideceğim diye tutturdum.Başlarda tek başıma yol almayı düşündüğüm zaman diliminde  kuzenlerimle çıkarken buldum kendimi.

İşin en ilginci tek çadırımız vardı. Ekipmanlar benim bile yetersiz kalıyordu. Kuzenlerimin matları dışında hiçbirşeyleri yoktu. Varsın olmasın koyulalım yola dedik. Bir geceden bir şey olmaz dedik, araştırıp nasıl gideceğimizi not aldık.

Sabah erkenden çantamızı alıp İstanbul’dan 200 e binip İzmit‘e doğru yol aldık. Bir buçuk saat sonra İzmit’e vardığımızda erzak almak için merkezde tur atmaya başladık. Kalacak gün sayımıza göre fazla ağırlık olmayacak şekilde yiyecek depoladıktan sonra Maşukiye tarafına giden 261 nolu otobüslere bindik anayoldan.

Hesaba katmadığımız şey en son durakta inmemize rağmen hala gidilecek 13 km yolumuzun kalmasaydı. İlk defa araştırmam yanlış olmuştu. Ne yapacağız derken kendimizi otostop çekerken bulduk. Hepimiz de bu konuda acemiydik ama o kadar geldiğimiz yolu da geri dönemezdik. Yürüsek mi diye düşünsek bile yolumuz yokuştu hep. Yürümeyi seven ben bile o ağırlıklar yüzünden cesaretim yoktu. Üç kız yollara bakındığımızda birimiz parmağını kaldırdığı anda kartepe tarafına giden bir araca binmiş olduk. Lakin arabadan indiğimizde yolun sadece 10 km gelebilmiştik.

Milli parkın girişinden itibaren araç geçmeyince yürümeye koyulduk. Yol yaklaşık 3 km gözüküyordu. Ama öyle manzaralardan geçiyorduk ki ben huzurluydum adeta. Sadece yokuş çıkmak bir kat daha yoracaktı insanı.

O an içime bu kamp çok güzel geçeceğine dair  bir his dolup taşmıştı. (Yine olsa yine giderim gerçekten hatta en yakın zamanda yine mi gitsem ne ?) Manzaralar eşliğinde yürürken bir yandan da çalı çırpı toplamaya başladık. Akşam serin olacağını biliyorduk ama nasıl olur bilemiyorduk tabi. Bizimkilere birazcık eziyet etmiş olabilirim bu yüzden 😀

Bir süre sonra topladıklarımızı bile taşımayacağımız bir hale gelmiş araç geçmesi için dua etmeye başlamıştık. Dinlenmek için oturduğumuz zaman önümüzden geçen bir araç otostop çekmediğimiz halde halimizi gördüğünden herhal bize yardımcı olmak için durdu. Bizdeki yorgunluk o sevinçten kalmadı tabi. Bitmek bilmeyen yol meğerse 500 metre sonra bitiyormuş ?

Artık Kuzuyayla’ya varınca kamp atacağımız yeri keşfetmeye başladık. Bir kaç arayıştan sonra güzel bir köşe bulup oraya serildik resmen. Çadırımızı kurup eşyalarımızı da yerleştirdikten sonra yorulmuş olmamıza rağmen yürüyüş yapmaya karar verdik. Etrafı ilk gün biraz keşfedelim istedik.

Bu tabiatın içinde yürüdüğümüz yollarda bir yandan azar azar topladığımız odunları geri dönüş yolunda almak üzere yol kenarlarına bırakıyorduk. Temiz havayı içimize çekerek ilerlediğimiz bu yollarda sanki bize aitmişcesine vakit geçiyorduk. Bir yandan da fotoğraflarımızı çekiyoruz bir yandan da yürümeye devam ediyoruz.  Bir oraya bakın bir buraya bakın derken bir teleferik noktasına çıkmış olduk. Hava çok güzeldi.

Bu tepeye vardığımızda o teleferiğin Kartepe’ye giden ulaşım olduğunu öğrensek de biniş kısmı biraz tehlikeli geldi. Hava çok güzelken birden etrafı sisler kaplamaya başladı.

Orada bir kafe de vardı ama biz dışarıda takılmış sürekli olarak değişen sisin dans edişini seyrediyorduk. Sis baya değişkenlik gösteriyordu. Böyle olunca hava iyice kararmadan geri dönmeye karar verdik.

Dönüş yolunda yolların kenarında bıraktığımız odunları toplayarak kamp alanına geri döndük ve orada Lütfi abiyle karşılaştık. Kendisi orada görevliymiş. Milli parka girerken bir ücret ödememiştik ama kamp atınca çadır başına 20 TL veriliyormuş. Bizde de bir tane çadır olunca bu fiyat bize çok uygun gelmiş oldu. Ufak sohbetten sonra pek bir sevdik abimizi. Kendisi çok cana yakın bir insan. Buradan kendisine selamlar yolluyorum 🙂

Akşam yemeğimizi yedikten sonra ateşimizi yakmaya karar verdiğimizde ufak tefek sorunlar yaşamış olsak da asıl sorunumuz topladığımız odunların yetersiz olacağını düşünmemizdi. Nitekim de öyle oldu ama Lütfi abi sağolsun elinde bulunan birkaç büyük odunlarından vererek bizi ateşten mağdur etmedi. Ateşimizi yakabildiğimizde onun verdiği bir keyif de çok başkaydı be.

Hani umutsuz olursun da bir kıvılcım hayata döndürür ya seni ynı öyle bir histi. Bir yandan da az ilerimizde ses yapan kamp sakinleri de vardı. Onların da varlığı doğanın içinde yalnız olduğumuzun vermiş olduğu tedirginliği unutturuyordu. Ateşin verdiği sıcaklığıyla arkamızda esen rüzgarın eşliğinde akşamızı gece etmiştik. O gençler de sağolsun verdikleri odunları sayesinde biraz daha ateşin başında durabilmiştik. Uykumuz varsa bile çadırın içine girmek istemiyordul. Bulunduğumuz yer 1390 m rakımda olunca gerçekten rakımlığını hissettirmiş ve sönmekte bile olan ateşin başından ayrılmak istemeyişimize sebep olmuştu. Son dakkasına kadar gözlerimizi uykuya vermeden ayakta durduk ama sonunda çadırımızın içine girerek yatmak için hazırlığa koyulduk. Ateşten uzaklaşmamızdan dolayı bir ısı kaybı yaşıyorduk. Bir yandan soğukla mücadele ediyorduk. Bir yandan doğanın içinde olduğumuzun vermiş olduğu bir güvensizlik başlamıştı. Çünkü çadırın içinden hafifçe sesleri duyulan hayvanlardan korunmanın her hangi bir hazırlığı yoktu hiçbirimizde. Bir bıçağımız vardı o kadar. O da önceki kampımdan çantamın kenarında kalmışlığın tesadüflüğüydü. Bıçağı benim yanımda bulundurmayı seçmiştik ama ilerleyen dakikalarda benim kulak duymazlığım mışıl mışıl uyumama yol hazırlarken kızların hareketleriyle uyanmış oldum. Kızlar bana vermemelerinin sonucuna varmış oldular ki bıçağı koynumdan aldılardı. ? işin komik yanı kamplarda rahat uyumamın sebebi gerçekten yer yadırgamamın dışında sesleri az düzeyde duyuyor olmam. Kuzenlerim ise birazcık daha uyanık kaldıktan sonra uykuya yenik düştükleri söylediler.

Sabah kalktığımızda o kadar güzel bir manzaraya uyanmıştım ki ilk vardığımızda böyle bir güzellik hissetmemiştim. Sanırım güneşin doğuşunu vermiş olduğu yansıma etrafı parlak parlak yapıyordu. Yapraklar bile ışıl ışıldı. Sonbaharın da verdiği görsellik şölen de adeta büyüleciydi. Akşamın soğukluğunu rağmen burada uyanmaya bayılmıştım. Tam ayrılma esnemrsi yaparken sabah sabah kendimi kızlarla yoga yaparken buldum ama nasıl komikti anlatamam. Benim için ilk sayılırdı. Beni izleyen olsaydı komik sahnelere şahit olurdu herhal. Bu yoga kısa sürmesine rağmen bittiği için rahatlamıştım ama eğlenceliydi ya. Değişik bir deneyim oldu benim için.


Sonra elimizdekilerle kahvaltımızı hazırlamıştık. Lütfi abiden aldığımız sıcak suyla da çaylarımızı tazelemiş manzaranın keyfini çıkarıyorduk. Etrafı görünürde toplama yaptıktan sonra bir doğa yürüyüşüne daha çıktık.

Burada trekking parkurları da var. İster ağaçların arasında yürüyün ister bizim gibi ana yoldan ilerleyerek başka noktalarlardaki manzaralara gidin.

Biz de Altınoluk Yaylasına giden yola doğru yürümeye koyulduk. Ama bir süre sonra aslında Kartepe tarafına giden bir başka yoldan yürüdüğümüzü  farketmemizle geri dönüp yaylaya giden yola tekrar saptık.. Kuzuyayla dan buraya yürümek için 3 km’ye yakın bir mesafesi var. Bazı noktalarda aracın rahat gidebileceği yollar yok. Bir yerden sonra yürümek zorunda kalırsınız bizden demesi.

Buraya geldiğimizde açık bir alana çıkmış olduk. Kuzuyayla gibi değildi. Gölgede oturabileceğimiz ağaçlar, çevrenizden yaylaya doğru yürüdüğümüzde uzaklaşıyordu.

Güneş tepemize çıktığı için burada geçireceğimiz zamanımız konusunda kısıtlanmış olduk. Buraya vakit geçirdikten s sonra artık İstanbula yola koyulmak için geri dönüş hazırlığa koyulduk. Buradaki maceramız da burada bitmiş oldu.

Altınoluk yaylası kamp için yer olsa da Kuzuyayla kadar elverişli değil. Yolun durumundan ve su kaynağı olmayışından dolayı pek uğrak noktası değil. Bir şey olduğunda da etrafta bakınacak ya da yardım istemekte güçlük çekebilirsiniz.

Tavsiyem Kuzuyayla ama biraz daha sakin bir yer tercih etmek isterseniz bizim gitmediğimiz Molla Yakup Çayırı kamp alanı gibi bir seçenek daha varmış. Ama orada da su kaynağı olmadığı için tedarikli gitmeniz gerekiyormuş. Buradaki havaya aldanmamanızı da tavsiye ederim. Hava açıkken bile bir bakarsınız sisli oluverir. Hava güllük güneşlik içinde ağmur yapmayacağı varsa bile yağmur yağar. Buranın havası biraz değişken yani bunu bilemenizde fayda var. Kuzuyayla kamp alanında tuvalet,kafe ve çeşmeler mevcut bu konuda endişeniz olmasın 🙂 Tuvaletler de oldukça temizdi. Çeşmeden de sular şırıl şırıl akıyordu. Bu arada günlük giriş ücretini ödedikten sonra istediğiniz kadar kalabilirsiniz. Bir kere ödemeniz yeterli 🙂 Telefonlarınızı sarj etmek için de eminim kafe yeterli olacaktır.

Burayal ilgili hava durumunu net olarak öğrenmek isterseniz instagramdan Lütfü Usta’yı bulup kendisiyle iletişime geçebilirsiniz.

Bir sonraki yazım ise Afyon’da bulunan Frig Vadileri üzerine olacaktır. Takipte kalınız.

Tekrar görüşmek üzere.

Bu yazıyı paylaşın!
Bu yazıyı oylayın!

Bir yorum bırak

avatar
  Abone ol  
Bildir