Gaziantep Gezi Notu

Baklava denilince aklınıza ilk neresi gelir? Tabii ki Gaziantep. .Baklavasıyla, hamamlarıyla, müzeleriyle, ayakkabı tasarımcılığıyla, bakır işçiliğiyle, baharatlarıyla, yemek çeşitleriyle, kahvesiyle ünlü ve en önemlisi de Kurtuluş Savaşı’nda Fransızlara karşı ordu olmadan Şahin Bey öncülüğünde halkın direniş göstermesi sonucu TBMM tarafından “gazi” ünvanı verilen Gaziantep’teyim bugün.

Sabahın erken saatlerinde kahvaltımı Şahin Bey Belediyesine bağlı çok güzel bir parkta yaparak başlıyorum güne. Zengin bir menüden oluşan serpme kahvaltımı yaptıktan sonra çevreyi dolaşıyorum. Parkta Ayasofya Camii, Atatürk’ün doğduğu ev, Balıklı Göl, Çanakkale Şehitler Anıtı, Dolmabahçe Sarayı, İshak Paşa Sarayı, Gaziantep Kalesi, Sümela Manastırı, Peri Bacaları , Anıt Kabir gibi tarihi ve doğal yapıların olduğu bir miniatürk bulunmakta. Parkı kuşbakışı izlemek isteyenler için ayrıca teleferikle ulaşım da var.

 

Parktan çıktıktan sonra rotayı, yüzölçümü bakımından Dünya’nın 3. Avrupa’nın 2. Büyük hayvanat bahçesine çeviriyorum. Gaziantep Hayvanat Bahçesi,  Türkiye’deki hayvanat bahçelerinden farklı olarak hayvanların doğal yaşamı olan orman içinde bulunmakta.Yani hayvanlara doğal ortamları sağlanmış. Bahçe çok büyük bir alana sahip olduğu için yürümek istemeyenler ya da vakti sınırlı olanlar park içindeki golf arabalarıyla gezebilirler. Ayrıca parkın içinde gezmek isteyenler için safari alanı var. Burayı içindeki üstü açık otobüslerle gezmek zorundasınız. En fazla beş dakikanızı alan bu kısa turu da yapmakta yarar var. Hayvanat bahçesine giriş tam bilet için yedi buçuk lira. Öğrenciye ise indirimli. Üstelik parkın içindeki golf arabaları ve safari turu ücretsiz. Hayvanat bahçesinin dışında da piknik alanları mevcut. Tatil gününü çocuklarıyla değerlendirmek isteyenler için güzel bir alternatif olarak gözüküyor.

Hayvanat bahçesinden çıktıktan sonra otobüsle şehrin diğer ucundaki kale bölgesine doğru gidiyorum. Beni “GAZİANTEP “ yazısı karşılıyor. Ben de hemen yazıyla fotoğraf çektiriyorum. Kale yolundan yukarı doğru çıkarken tarihi Millet Han’ın önünden geçiyorum. Yolum bakırcılar çarşısına çıkıyor. Değişik işlemeleriyle kahve cezvelerinin, fincanlarının, bakır tabakların, süs eşyaların, vb. satıldığı dar ama uzun çarşının içinden geçerek yemeklere asıl lezzeti katan  baharatların satıldığı çarşıya doğru ilerliyorum. Bir esnafla ayaküstü sohbet sırasında ikram ettiği zahter çayını içiyorum. “Her türlü rahatsızlığa birebirdir” diyor. Hazır Gaziantep’e gelmişken eve yönelik baharatlarımı da alıyorum. Teşekkür edip ordan ayrılıyorum.  Ünlü Tahmis kahveye doğru yönümü çeviriyorum. İçerisi de bahçe de çok kalabalık olduğu için sadece kahve alışverişi yapabiliyorum.

Tekrar bakırcılar çarşısından geçerek geldiğim yöne doğru gidiyorum. Öğlen oldu. Yemek yesek mi yemesek mi diye düşünürken tam karşımda “Yesemek” adlı yöresel lezzetlerin sunulduğu restoranı görüyorum. İçeri girip yöresel yemekler hakkında bilgi alıyorum. Antep mutfağının çok lezzetli olduğundan eminim ama bütün yemek çeşitlerinden tadamayacağım için damak zevkime göre iki üç çeşit sipariş verip dışarıda hazırlanan masada yiyorum. Hem lezzetli hem de çok uygun fiyatta. Gaziantep’e gidenler için rahatlıkla tavsiye edebileceğim bir mekan.

Yemeği yedim. Sıra tatlıda. Antep deyince doğal olarak baklava gelir akla. Hemen yakındaki ünlü İmam Çağdaş’tan hem hediyelik hem de eve yönelik tatlımı alıyorum. Zamanla yarıştığım için yeme fırsatı bulamıyorum maalesef. Biraz ilerde ünlü Kaleoğlu mağarasına doğru ilerliyorum. Fransız işgali sırasında yiyecek ve cephanelerin depolandığı mağara şimdi kafeye çevrilmiş ve gelen turistlerin uğrak noktası olmuş. Mağaranın girişinde basit hediyelik eşyalar var. İçeride önce közde kahvelerin yapıldığı basit bir yerle karşılaşıyorsunuz. Mağaranın içiyse şark köşesi şeklinde döşenmiş oturma bölümlerinden oluşuyor. Gelmişken marifetimi gösterip  közde kahve yapıyorum ama yine içemeden ayrılıyorum.

Mağaradan çıkınca türkülere konu olmuş “ Antep’in hamamları”na gidiyorum. Hamam dememe bakmayın. Sadece müze olarak kullanılıyor. Müzeye giriş iki buçuk lira. Hamamlar hakkında bilgiyi müzedeki rehberden aldıktan sonra hızlıca geziyorum. Göbek taşında sefa sürenlerden olamasam da “ ey hamamcı ! hamamına güzellerden kim gelir?” yazısını görünce “tabi ki carpe diem gelir “ diyerek fotoğraf çektirmeyi ihmal etmiyorum.

Hamam müzesinin hemen altındaki EMİNE GÖĞÜŞ MUTFAK MÜZESİ’ni geziyorum. Orada da giriş iki buçuk lira. Müze hakkında ve genelde eski mutfak kültürü hakkındaki bilgiyi müzedeki rehberden dinliyorum. Mutfak, dünyanın hangi bölgesine giderseniz gidin bir kültürdür. O dönemin mutfak eşyalarını ve Antep mutfağının yemeklerinin tanıtıldığı bu kültürü de dinleyip fotoğraflarını çekiyorum.

Günübirlik geldiğim Gaziantep’te son olarak Zeugma Müzesi’ne gidiyorum. Zeugma müzesi için sergilenen mozaiklerin kapladığı alan bakımından dünyanın en büyük mozaik müzesidir diyebiliriz. Müzede Zeugma antik kenti dönemine ait mozaiklerden başka roma dönemine ait heykeller, sütunlar ve çeşmeler de yer almakta. Mozaiklerde roma döneminin yaşantısını ve dini inanışlarını görebilirsiniz. Ancak mozaiklerin en önemli parçası müzenin “Mona Lisa”sı olarak tabir edilen “Çingene Kızı” mozaiğidir. Gözlerindeki mahzun ifade yüzünden müzenin en beğenilen parçası durumuna gelmiştir. Ayrıca Mona Lisa’nın bakışları gibi Çingene Kızı’nın bakışları da sizi takip ediyormuş gibi hissettirebilir.

Zeugma müzesiyle Gaziantep’teki gezimin sonuna geliyorum. Artık yol beni nereye götürürse rotayı o yöne çevirmek üzere şehirden ayrılıyorum.

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir