Büyükada ve Rum Yetimhanesi

Herkese Merhaba,
Büyük şehirde yaşayıp,birden küçük bir ilçede okumaya başlayınca her şeyim tek düze düştü.İş-okul-ev şeytan üçgeninde gidip gelirken neden herkesin bildiği ülkemizin kozmopolit şehri İstanbul’a gitmeyeydim.Geçtiğimiz Nisan ayında iş yerinden staj için ayrılıyorum dedikten sonra İstanbul’daydım.Geçirdiğim kısa süre zarfında,dünya üzerindeki yerimi bir türlü konumlandıramadım. Benim için başlangıç noktası daima Kadıköy oldu. Nereye gideceksem önce oraya geldim.
Hikayesini duyduğum Büyükada Rum Yetimhanesi ilk durak yeriydi. Beni buraya getiren nedenlerden biri terkedilmeden önceki halinin fotoğraflarıydı, eski binaların ruhunu hissediyorsanız bir fotoğraf yeter bazen. buraya varmak hiç kolay olmadı. Faytonlara binmek yerine yürürseniz uzun bir yürüyüş sizi bekliyor.Adanın en yüksek yerinde bulunan yetimhane dünyanın en büyük ahşap binası olarak biliniyor.
 Projenin sahibi Fransız mimar Alexandre Vallaury tamamı ahşap malzemeler kullanarak birbirine bağlı beş blok yapılmıştır.Casino-Hotel olarak inşa edilen yapı dönemin ileri gelenleri tarafından ahlakı bozacağı düşüncesiyle açılmaz.Bir çok el değiştiren yapı Rum Patrikhanesi’nin himayesine verilir ve Balıklı Rum hastanesinde barınan kimsesiz Rum çocuklarına hizmet vermesi sağlanır. I. Dünya Savaşı’yla birlikte kaderi değişen yetimhane Kıbrıs olaylarının başlamasıyla kapanır.Tamamıyla çürümeye terk edilir.Vakıflar genel müdürlüğünde olan yapı patrikhanenin dava etmesiyle tekrar kendilerine verilir. ne vakıflar genel müdürlüğü ne de patrikhane kurtarmak için bir adım atmaz.
                                     
     Yetimhane olarak hizmet verdiği dönemde Büyükada Rum Yetimhanesi’nde nedeni bilinmeyen bir yangın meydana gelir. Yangın sırasında bazı çocukların yanarak can verdiği anlatılır. Bir çocuk ise yangından kaçarken bahçedeki su kuyusuna düşer. Yangın sonrasında yapılan aramalarda kimsenin aklına kuyuya bakmak gelmez ve çocuk kuyuda ister istemez ölüme terk edilir. Ada halkı bu olaydan o kadar çok etkilenir ki, bazı geceler yetimhaneden çocuk çığlıkları duyduklarını iddia ederler.  Bundan ötürü korku filmlerinin baş rolünü oynamaya aday bir yer haline gelmiş.içeri girmek için çok uğraştım ama sonuç olumsuzdu. hem yıkılma tehlikesinden dolayı hem de başka nedenlerden etrafı jiletli tellerle çevrilmişti.
Şuan ki hali tam manasıyla harabedir.kaderine terk edilen bina o gördüğüm fotoğraftan çok uzak,yorgun ve hüzünlü…
Geri dönüşte adanın büyük bir bölümünü gezmiştik.
                                
Sokaklara şairlerin adı verilmişti(eski ev yeni tabelalarda). Tarihi yapı neredeyse bozulmamıştı. Konaklar hala yerli yerindeydi.  Sokaklar dönem filmleri gibiydi.
                          
  Adanın en misafirperver sahipleri…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir