Herkese merhaba; birbirinden farklı ama aynı yerde aynı yolda geçen iki  hikayem var. Hikayenin ilki şöyle; yine bir vize sonrası nereye gitsek nereye gitsek diye düşünürken o zaman HES’e karşı direnişiyle gündemde olan Artvin’e gitmeye karar verdik. Otobüs yolculuğumuzun ilk durak yeri Rize Pazar’dı. Pazar kendi halinde yaşayanlarının çoğunun birbirini tanıdığını küçük bir ilçe. Orada çaya dair ne varsa öğrendim diyebiliriz. Çay nasıl toplanır, en değerli kısmı neresi, bize gelene kadar ki tüm yolculuğuna hakimdim. Bir de uygulamalı olarak toplamak istesek de toplanmasına daha iki hafta vardı ve bizim yola devam etmemiz gerekiyordu. Yola tekrar çıktığımızda akşamına Artvin’deydik. O sıralar sıklıkla konaklamak için kullandığım Orman İşletme Misafirhanesi yine kurtarıcıydı. Bir öğrenci için daha doğrusu yolda olanlar için bir ucuz iki rahat ve konforluydu. Tabii bu sizin konforlu oluşundaki beklentinize göre değişir.

Artvin genel olarak dik bir şehir. Şehrin merkezi dahil olmak üzere her yer yokuş. Sınıra olan yakınlığıyla da  karma bir yapıya sahiptir. Ayrıca sürekli bir yükseltiye sahip olmasıyla en iyi seyir teraslarından biri, o an yol kenarındaki bir banka bile otursanız orası sizin için seyirlik teras olabiliyor birden.  Ata Tepe’ de bulunan yeşillikler içindeki Türkiye’nin en büyük (22 metre) Atatürk Heykeli’ni de görebilirsiniz böylece.

artvin atatürk heykeli ile ilgili görsel sonucu

Doğu Karadeniz ulaşım açısından en pahalı yerlerden biri. Artvin-Hopa arası 1 saat 16 dakika olmasına rağmen 23 lira gibi bir ücret ödedik. Yol virajlarla dolu olsa da karadenizin o yeşilliklere açılan asma köprülerini yol boyunca görebilirsiniz. Hopa’ ya geldiğimizde telefonla konuştuğumuz misafirhane yer olmadığını söyleyerek bizi almadı. Bizi Hopa’ya getiren Mehmet Abi sayesinde öğretmenler evinde bir yer bulabilmiştik.Kendisine çok teşekkürler 🙂 Bence görüp göreceğim en iyi manzaralı öğretmen eviydi. Karadeniz’in çoğu yerinde olduğu gibi burada da farklı bir yüzle karşılaşınca hemen soruyorlardı. Buradan değilsiniz, niye geldiniz gibi sorular soruyorlardı. Her yerini yürüdük Hopa’nın.

Ara sokakların birinde Picasso’nun bir tablosuyla karşılaştım. Daha fazla mutlu olamazdım. Fotoğraflarını çektiğimde, eczacı amca gelen geçen herkes bu duvarı çekiyor. Bu resim çok mu önemli diye sorduğunda bildiğim kadarıyla cevaplamıştım. Biraz ilerde maydanoz sata bir teyze vardı. Onla biraz konuştuktan maydanozlarından aldım. Sahil tarafına geçtiğimde o meşhur daha doğrusu benim için meşhur olan sonbahar filminde de gördüğümüz iskele vardı. En çok burada vakit geçirdim. Arkadaşımla oturup şarkılar söyledik. Gelen geçen selam veriyordu. Belki de birilerine benzetiyorlardı. Sonuç ne olursa olsun iyi eğlenmiştik.

Mençuna Şelalesine gitmek için Arhavi’ye geçtik ama burada  kötü bir sürprizle karşılaştım. Mevsiminden önce olduğu için yine gidemiyorduk. Otogardaki abiler bize tur ayarlamak için baya uğraştılar. Turla gitmeyi kabul ettik ama bu sefer de tur şirketinin o güne gezisi yoktu. Sonuç olarak elimizde Mençuna Şelalesine gidememiş olmak ve geri dönüş biletimiz vardı.

Bir yıl sonra Tekrar aynı istikamette yola çıktık ama bu sefer otostopla gittik. İlk defa otostop çektim. Şunu söylemeliyim ki ilk başta tedirgin oluyorsunuz. Ki karşınızda ki insan da öyle. Sonuçta beraber yol gideceğiz ve birbirimizi hiç tanımıyoruz. Tamamen güvenli değil arada pürüzler çıkabilir ama sonuçta risk almadan da olmuyor hiç bir şey. Bizi Tirebolu’ dan yola çıktık. Çoğu daha ileriye gitmediği için bizi almadı. İlerde ki lokantadaki abi bizi görüp yanına çağırdı. Nereye diye sordu? Hopa’ya gideceğimizi söyledik. Rize’ye kadar bırakabileceğini söyledi. Yola çıktık. Uzunca bir sohbetin ardından bize çay ısmarladı daha sonra en yakın otobanda şehrin içine girmeden bıraktı. Bundan sonrası hep kısa mesafeydi bir iki ilçe gidip bizi bırakıyorlardı. Toplam 4 araçla Hopa’ya vardık. Daha önce geldiğimiz yerleri bir bir dolandık. Picasso’nun tablosunun çizili olduğu sokak. Maydanoz satan teyze ve iskele bir önceki yerlerindeydiler. Hopa’ya geldiğinizi girişte ki “Hopa’yı gördüğüm ilk dönemeçten sapalı, anladım bende ki ruh ezelden Hopa’lı” yazan üst geçitle karşılaştığınız an konumunuz Hopa oluyor.

Bu sefer bir şeyler daha farklı olmalıydı. Yanımızda getirdiğimiz kitaplarla tezgahımızı açtık. Şunu unutmadan alışılmadık her şey dikkat çeker. Biz de öyleydik. Kimisinin ilgisini çekmiyordu, kimisi gülüp geçiyordu, kimisi para verip kitap almıyordu. Asla kabul etmedik. Bizi anlama biçimleri yanlıştı. İşin aslı derdimiz öyle çok da para değildi. Mevzu yapabilir miyiz sorusunu cevaplamaktı. Ve evet yaptık oldu. Bence çok eğlenceliydi. Nereden baksak bi 3-4 saat kitap satmaya çalıştık. Akşam olmaya başlayınca yağmurun da çabasıyla tezgahı topladık. Dönüş yolumuza otostop çektik. Yolda düğüne giden bir abi bizi aldı. Trabzon’ a gidiyordu ama yolda araba bozuldu. Tünelin çıkışı olduğu için arabayı ittirdik. Öyle yola devam edebildik. Akşam on buçukta yurda giriş yapıyorduk böyle de dakik otostopçularız 🙂

Tek yol iki ayrı hikaye. Bence sizin de böyle hikayeleriniz vardır. Eğer öyleyse aşağıda ki yorum kutusundan hikayelerinizi okumak isterim 🙂

Bu yazıyı paylaşın!
Bu yazıyı oylayın!

Bir yorum bırak

avatar
  Abone ol  
Bildir