Kütahya benim 15 günlük yolculuğumun ilk durağımdı. Burasını daha çok kuzenimle vakit geçirmek için geldiğim bir yerken sonradan az da olsa keşif yapmak istediğim bir yer oldu.

Şöyle bir hafızalarımızı tazeleyelim. Kütahya’nın Osmanlı’ya Germiyanoğulları Beyliği tarafından “çeyiz” olarak verildiğini hatırlıyor musunuz ?

Çıkaramadıysak buraya benimle gezmeye başlamadan önce ufak bir bilgi vermek istiyorum. “Süleyman Şah kızını Osmanlı Şehzadesine verince Kütahya, Simav, Emed ve Tavşanlı’yı da Devlet Hatun’un çeyizi olarak Osmanlı’ya veriyor.

Bu yüzden Kütahya küçük keşfimde Germiyanoğulları Beyliği’ne ait birçok yapıyı da şahit olmuş oldum.  Edindiğim izlenimler sonucu Kütahya kültürel olarak zengin olup gezilebilecek küçük bir şehir.

Zamanında gezdikçe not aldığım yazılarımı paylaşmaya başlıyorum.

 

Size Zafer Meydanında bulunan çini vazo başlangıç noktası olarak tavsiye ediyorum. Burası ben oradayken de birçok fotoğraflara konuk oldu. Belki siz de çekinmek isteyebilirsiniz.  Vazonun sağ tarafına bakan kısmından yani sevgi yolu olarak da bilinen cumhuriyet caddesinde yürümeye koyuldum. Sağ tarafında Kütahya valiliğini bırakarak ilerliyorum.  Karşıma Küçük Hamam diye adlandırılan bir yer çıkıyor.

 

Kaynaklarda “çifte hamam” diye isimlendirmektedirler. Hamama girdiğimde ortasında göbek taşının bulunduğu restoran tarzı bir mekanda buldum kendimi. Meğerse bu hamam 2010 yılında Karavan Gözlemenin sahibi Hüseyin Acar tarafından restore edilmiş ve restoran olarak hizmete açılmış.

Küçük Hamamın sol tarafından yukarıya çıkarak bir kalabalığa yaklaştığımı fark ediyorum. Merak edip baktığımda ise karşımda mahallenin pazarına denk gelmiş olduğumu görmekle birlikte yanında yeşil renkte bir cami gözüme çarpıyor.

Gelmişken bakmadan geçmeyeyim dediğim camiye nasıl girebilirim derken kendimi içeride buluyorum. Sanatsal olarak baktığımda yeşilin bir çok tonu beni büyülüyor.

 Yeşil Cami ; Kütahya Mutasarrıfı Fuat Paşa’nın önderliğinde 1905-06 yılında yapılarak bugünkü şeklini almış

Caminin tam karşısında bulunan ara sokaktaki kalabalığa bırakarak kendimi yürüttürmek çabası içine girdim. Sokaklarda pazardan dolayı koyulmuş sıra sıra ilerleyen masalara bakarak zar zor ilerliyordum. Bir yerden sonra etrafıma bakma gereği hissetsem de çok üzerinde duramadan haritalardan menzil haneye giden yola bakıyorum. Yönümü tekrar cumhuriyet caddesine çevirmem gerekiyor ve ana cadde üzerinden değil de ara sokaklardan giderek inmeyi tercih ediyorum. Küçük Hamam’dan sonra gerek duymazsanız düz devam eder yukarı yol almazsınız 🙂  Ben cumhuriyet caddesine doğru yol alırken  mecidiye sokak üzerinde bir camiye daha denk geliyorum.

Hatuniye Cami yapım tarihi 1573 bir Osmanlı yapısı olup

içinde Rabia Hatun ve kızının yattığı söylenmekte.

Şimdi Kütahya’nın daha çok bilinen yerleri görmek için yol alıyorum. Menzilhane etrafında gezilecek yerler daha çok. Şimdiye kadar bakındıklarım tadımlık olarak kalacağını hissediyordum ve ilerleyen saatlerde öyle oldu:)

 

Menzilhane ve hamama şöyle bir bakınırken etrafımda kahvelerin çok olduğunu görüyorum ve insanlar bana garip garip  bakıyor.

Daha çok bu kız tek başına ne yapıyordur diyedir. Genel olarak tek başıma seyahat ederken buluyorum kendimi. bu durumlara alışık olsam da yine de yadırganınca değişik duygular içinde direk olarak Arkeoloji Müzesine doğru yol alıyorum. Dönenler Tekkesine gitmediğimi ancak gün sona erdiğinde fark ediyorum 🙁

Kütahya Arkeoloji Müzesi ; Germiyan Beylerinden Umur-bin tarafından yaptırılan 1314 tarihli Vacidiye Medresesi’nin binasında  yer alıyor. Ulucami yanında 1965 yılında ziyarete açılmış.

Müzekart geçerli burada eğer müzekart yoksa giriş ücreti 6 tl.

Kesme taştan inşa edilen bu yapı Selçuklu sanatının özelliklerini taşımaktaymış.

Burada bulunan en önemli eser aşağıda gördüğünüz Çavdarhisar’daki antik kentten getirilmiş Amazonlar Lahdi. Oradaki güvenlikçi abiler bu lahdin soyguna uğradığından tahrip olduğunu söyledi. Ayrıca kültürel zenginliğinden dolayı zamanında buralarda hazine avcılığı da çok yaygınmıştı.

 

Müzede Geç Miyosen dönemden itibaren Paleolitik, Kalkolitik, Eski Tunç,Hitit, Frig, Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait kültür ve tabiat varlıkları sergilenmektedir.

Müzeyi ortasında bulunan bir hol yanında oda oda dolaşarak geziliyor. Burada frig vadisinden bulunan varlıklara daha çok bakındım çünkü daha sonra Afyon’da Frig vadilerini gezmeyi planlıyordum. Buradaki kalıntıları incelendikten sonra yan taraftaki Ulu Cami’ye gidiyorum.

Yıldırım Beyazıt Han Kütahya Ulu Cami ; Kütahya’nın en büyük ve tek padişah camisiymiş.

Evliya Çelebi’nin meşhur Seyahatname’ sinin 9. cildinde Ulu Cami ağaç direkli olarak inşa edildiğinden söz ederek şu bilgileri de içermektedir.

“Caminin iç 57 direk üzere kubbedir. Cemaati çok olduğu için vakit 20 bin kişi alır. Kargir binadır. Kurşun örtülüdür.”

ben bunu okuduğumda kargir yapının ne olduğu kafama takılmıştı ve kargir yapının taş tuğla veya betondan yapılmış duvarlar üzerinde kurulu olan yapı anlamına geldiğini öğrenmiş oldum.

Sonraki durağım ise Ulu Cami’nin yanında kalan Son Germiyan Beyi II. Yakup’un (1387-1429) yaptırdığı külliyenin imaret bölümü zamanında uzun bir süre Vahid Paşa Halk Kütüphanesi olarak kullanılmış olup 5 Mart 199 yılından bu yana ise Çini Müzesi olarak halka hizmet vermektedir.

Halk arasında içindeki mermer şadırvanından dolayı “Gökşadırvan” olarak da bilinmektedir.

Çini müzesinde 14, yüzyıldan günümüze kadar üretilen ve Kütahyalılar tarafından “Ateşte açan çiçekler” olarak tanımlanan nadir çini örnekleri yer almakta.

Ateş Çiçekleri

İstanbul’ lale , Isparta’da gül , Konya’da Nergis , Manisa ‘da sümbül vs her yörenin ünlü bir çiçeği var ama hepsi kısa sürede solan çiçekler 🙁

Zamanında Kütahya Valiliğininde söylediği gibi Kütahya’nın ateş çiçeği sanatçı ellerinde doğmuş olan 🙂

Burada beğendiğim eserlerden biri de içinde Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi yazılı olan portresi oldu.

Bu müzede müze kart geçerli ve müze kartı olmayanlar için giriş ücreti ise 6 tl.

Kütahya’da hatıralık olarak kesinlikle çini bir hatıralık almadan dönmeyin derim 🙂 Her çeşidinden görmek isterseniz de otogar yolun’da Çiniciler Çarşısı’da mevcut. Oraya yürümek baya zaman alır. Vazonun oradan oraya giden toplu taşıma araçları var. Ben Çini müzesini arkam da bırakarak meşhur bir Macar evini kapanmadan gitmeye koyuluyorum.

 

Girişi ücretsiz olan bu Kossuth’un Anıları Müzesi Macar sokakta bulunan 18.yüzyıl Türk eviymiş. Evin konumu Kütahya Kalesi’ne yakın bir durumla olmakla birlikte baktığı manzara da çok güzel.

 

Macar özgürlük savaşının önderlerinden Lajos Kossuth ailesiyle birlikte 1850-1851 yılları arasında bu evde misafir edilmiş ve Macaristan Anayasası tasarısını bu evde hazırlamış.

Kat kat çıkılan bu evi çok sevdim. Klasik Türk evine ait etnograf eserler de sergilenmektedir.

Kaleye çıkmadan merkeze doğru dönüş yoluna girdim.Ama genelde aynı yollardan geri dönmüyorum belki farklı şeyler keşfederim diye. Bu her zaman huyum olmuştur bu şekilde hareket etmek.

 

 

Yol üstünde bazı uğrak noktalarım oldu.

MESELA ;

İshak Paşa Medresesi lakin kapalı oldu için sağ tarafta kalan merdivenlerden inip sırlıbayırı sokağına geri iniyorum.

Bir süre sonra sonra işlek bir caddeye iniyorum.

Burası bir nevi çarşı yemek yeme uğrak noktası burada bir kaç tat denedim ama kalıcı tatları helvası oldu. Denemenizi isterim. Kütahya’nın Saman Pazarı ve Bedesten Avm si de burada bulunmakta. öyle yola devam ederken bazı Kütahya Evlerini gözlemliyordum.

Kütahya’nın evleri arasında  bazı çocukların yıkık dökük evlerinin içine girerek oyun oynadıklarını gördükçe başlarına bir şey gelmez inşallah diyerek  ilerliyordum yürüyeceğim yolları. Bazı evler bakımlı bazı evler bakımsız duruyordu. Kütahya Evlerinin daha iyi bakıldığı sokak olan Germiyan Sokağı’na doğru tabana kuvvet dedim.

 

Buraya vardığımda beklediğim bembeyaz evlerden ziyade renkli olmasını istiyordum sanki o yüzden .ok mesut olmadım buraya geldiğimde ama bizim Göynük evlerinde benzediği için bir süre sora benimsemeye başlıyor insan ama işletmeciliği çok zayıf buranın. İster can daha canlı olsun yöresel lezzetler tadılsın ama genelde olmuyor. Buraya gelenler ise fotoğraflarını çekinip gidiyorlardı. İstanbul’daki Fener-Balat evlerinin yaşadığı durumdan pek bir farkı yoktu buranın da.  Buradaki bazı konakları da ziyaret edebilirsiniz geldiğinizde. Kent Tarihi Müzesi de bu sokakta yer alıyor. Ama ben giremedim geç olduğu için. Aklınızda olsun sizinde. Benim bir kaç saatlik gezim Adnan Menderes Bulvarına inerek sonlandırmış oluyorum.

Benimle birlikte sizde 7 km kadar yürümüş oldunuz.  Okuyarak sabır gösterdiğiniz için teşekkür ederim. Sıkılanlar varsa eğer her zaman böyle gezilerim olmuyor korkmayın yazılarımdan normalde ben doğa kamp insanıyım ama bu tarz yerleri keşfetmeyi de severim. Eğer olur da beğenmezseniz gelecek diğer yazılarıma şans vermeyi unutmayın 🙂

 

Bu yazıyı paylaşın!
Bu yazıyı oylayın!

4
Bir yorum bırak

avatar
2 Konulu yorumlar
2 Yorum cevapları
0 Takipçiler
 
En çok tepki alan yorumlar
En sıcak tartışmalar
3 Yorum yazarları
seyahatinbinbirtonuParkerYeliz En yeni yorum yazarları
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
Yeliz
Ziyaretçi
Yeliz

Ben gezdim şimdi senin yazınla ve şimdi de işe dönüyorum ☺️
Akıcı ve fotoğraflar nokta atışı olmuş gerçekten .
Teşekkürler

Parker
Ziyaretçi
Parker

Evet güzel bir gezi olmuş tebrik ederim